SÜLEYMANOV : “Güneşi gördüm-“ Hak” kuşunun hayat öyküsü”

Azerbaycan Kıbrıs Dostluk Cemiyeti Başkan Yardımcısı , Azerbaycan Uluslarası Diaspora Merkezi KKTC ilişkileri temsilcisi, yazar , Kuzey Kıbrısın sevilen simalarından Elçin Süleymanov edebi eserini Azerbaycan dilinden Türkiye türkcesine çevirdi.Eser 2013 yılında tamamlanmış, 2015 yılında Azerbaycan dilinde basılmış, ilk defaysa Türk diline çevirilerek yayımlanıyor : “Güneşi gördüm- “Hak” kuşunun hayat öyküsü...”

07 Mayıs 2016 Cumartesi 19:52
Bu haber 1706 kez okundu
SÜLEYMANOV : “Güneşi gördüm-“ Hak” kuşunun hayat öyküsü”
  Azerbaycan Kıbrıs Dostluk Cemiyeti Başkan Yardımcısı , Azerbaycan Uluslarası Diaspora Merkezi KKTC ilişkileri temsilcisi, yazar , Kuzey Kıbrısın sevilen simalarından Elçin Süleymanov edebi eserini Azerbaycan dilinden Türkiye türkcesine çevirdi.Eser 2013 yılında tamamlanmış, 2015 yılında Azerbaycan dilinde basılmış, ilk defaysa Türk diline çevirilerek yayımlanıyor :
“Güneşi gördüm- “Hak” kuşunun hayat öyküsü...”
Hayat kendi şarkılarıyla, tebessümü və gamıyla kimine mutluluk, kimineyse üzüntü nasip ediyor. Adeta biz insanlar bu çerçeveyle hayata bakıyoruz. Çünki mutluluk ve üzüntü kaderiyle barışan varlık olan insan aynı zamanda mutluluğa doğru can atmaya çalışıyor. Bazen hayallerine doğru can atan insan kendi isteğine sahipleniyor, bazense mutluluğa giden yolu yapay yolla çözüyor. Yani Aristilin düşüncesiyle söylesem, insan evlatı zamanının öyle bir haddinde yetişiyor ki, o birey olarak kendinin çiçeklenme çağını yaşıyor. Bazense yapay – doğallıktan uzak çiçeklenme yaşanıyor... İşte 12 güçlük deprem o zaman başlıyor... İnsanın bu çağının “yapay” ve “doğal’’ olmasının sırrını çözdükte “yapay” ve “doğal’’pembe güle benzetmek oluyor. Hayat kendi akışıyla yoluna devam ediyor. Doğallık ve yapaylıkla... Doğal yol elbet ki, hakkın yoludur. Bunu hayata geçirmenin birinci şartıysa hayallerinin olması ve bu hayallerine doğru insanin varlık olarak gitmesidir. Dileği , muradı olan insan sabrlı insandır… Çünki böyle oldukta nereden geldiğini, nerede olduğunu bilen və nerede olacağanı bilmeyen varlıkdır insan... Hangi insan evladı şükür ediyorsa- Doğasından, yurdundan, halkından ve çevresinden o zaman yaşamağın, yaratmağın, ilham almağın sevincini yaşıyor. İnsan toplumunda felsefi olarak Hayır ve Şerin mücadelesi gidiyor ve gitmekte de…Bunun hakkında edebiyat literatürlerinde kimin sonunda kazanmasını görüyoruz. Amma insan evladı sabrı və şükr etmeği bazen başarsada, bazen yapay olarak makyajlanıyor. Yani helalle haramı bir￾birine karışıyor. Çünki o nefsine hakim ola bilmiyor... Nefsine hakim olmayan varlık olan insan istenilen insan toplumunun terazisini bozuyor.Düha islam filosofu bu tarazinin anahtarını adaletde görsede, enson kanate geliyor ki , “o kainatın ruhudur”. Yani nerdeyse sosyal terazi eşitdir desek de, aslında gerçeği böyle değildir. İster aşkda, ister iş hayatında, isterse de her hangi bir konuda. O zaman medresdlerde kelam gibi kullanılan bu aforizma aslında yaşadığı toplumla bazen barışamayan Hayyamın filosof gibi derdiydi. Çünki ruh bedenden çıkdıkta o, göklere çekiliyor.Dolayısıyla Hayyam adaletin vücudta değil ruhda, ruhunsa göklerde olduğunu, yer yüzerinde olmadığını bildiriyordu. Tabii ki, Ömer Hayyam bunu nefsini kayb edenler için söylüyordu... Nefsini kayb eden insan emelleri uğruna “yapay” makyajlanan insanlardır. Yapay makyajlananlarsa kendi emellerinin yapay olduğunu görüp bundan çekinmek istemeyenlerdirler. İlave , aynı zamanda umutu olan, umutlarını yaşatmak ziyadesiyle vicdanıyla zahmeti sevip nefsine hakim olan, bazense hakim olamayan yolcudur insan... Şimdiyse sizlere yazdığım bu gerçek hikayem, nefsine hakim olmayarak herama el atan bir kuşun hayat hekayesidir... Hiç biliyordunuzmu bu hayat adlanan deryada ismi “hak” olan bir kuş yaşıyor? Biliyordunuzmu , niye ona hak kuşu diyorlar?! Hem de bu kuş uzak Afrikada yok, bizim Azərbaycanda… Azərbaycanın bir şehirinde yaşıyor ismi “hak” olan bu zarif kuş... O, kadim çinar ağacında kendine sepet kurmuş, geleceği ölümün gününü bekliyor ... O, hayata küsmüş, o insanlara bir şeyler hatırlatmakta israrlıydı... Bir zaman etdiyi hataların hesabını veriyordu “hak” kuşu... Üşüyor, üzeri beyaz lelekleriyle kanadını kendine yorgan gibi sarıyordu “hak” kuşu ... Daha sonra gözünden gelen damlaların eseriyle ıslanan sebetinin minik budak dallarını ayaklarıyla kazıyor, rahat olmuyordu o! Arada “ya hak” diye sabaha kadar istemeyerekden bağırıp-çağırıyor, uca çınarda zarif kuşun feryatından kopan bu ses yayılarak şehri vahimeye salıyordu. Bu sesden sonra her defa kırtlağı az kala kopuyordu hak kuşunun... Kanatlarını istemeyerekden acı və ağrıdan aradabir boğazına yapıştırıyor ve çekiyorr, o günə – hansı ki, emellerinin üzüntüsüne dalıyordu. Hayallere giden bu kuşu hayallerinden ayıran yine de istəmeyerekden çıkardığı “ya hak “ sesi oluyordu. Böylece bu fani dünyada gün batımından subh çağına kadar inildiyor, ağlıyordu o... Derdini kimseye konuşmayan bu kuş feryadıyla aslında insan evlatına sinyal veriyordu...Onunla tanışmam bir günlük misafir gittiğim o şehirde gecenin bir yarısında “ya hak” sesini duyarak diksinerek oyandığım zamandan başlıyor.Soruyordum ; Rabbim uyku içerisinde uykumu görüyorum ben? ? Asla! Felsefi olarak bu sorunu kendime, sora biliyorumsa demek ki bu uyku değildir! O ses yine sedasıyla şehre yayılsa da, şehrin insanları o sesi duymazlıktan gelip, dinlemiyordular.O ses beni ona götürüyordu. Göklerdeki Ayın parıltısından kopan azacık işık şüaları benim fenerimdi o gece...Çınar ağacının eteklərinden yere yağmur damlaları gibi düşen , onun acı ve gamından haber veren göz yaşı damlaları, arabir gelen “ya hak!” benim haritam olarak onu bulmama yardım etmişdi. O göz yaşları ki, nefsine sadık kalmayan ve gecikmiş pişmanlığın göz yaşlarının damlalarıydı...Azemetli çınara tırmanarak ona doğru yakınlaşdım. Bu gur səs bu zarif və zayıf kuşdan gelirmi düşüncesiyle onu kenardan habərsiz izlemeye başladım... Hz.Muhammed (s.a.s) bir kelamını hatırlıyordum o an : “Biz hayata sahip değil, şahit olmaya geldik”. O sesin onun kırtlağından çıkarak etrafa yayılmasının şahidi oldum...Onun haline çok acıdım.İnsandım acıdım… İnsanlığın değerden düşmemesi için gecesine heram katarak sabaha katar “ya hak” diye feryat eden bir zayıf kuşun sesini kulak ardı edileceğini bilerekden acıyordım. Onun boşuna sarf etdiği vicdanına acıyordum...Sebetine doğru yakınlaşdım. Parmaklarımın uçuyla başına sığal çekerek kulağına sesleniyordum : - İsmin nedir? - Hak kuşu... - Ne için bağırıyorsun?Niye uyumuyorsun,senki baykuş değilsin?-diye sordum. - Her bir şahısdan yükseklerde olan Allahımdan korkmadım. O defalarla haberdarlık uyarısı etdi. Bense nefsime sadık kalmadım. Çekinmeyip elçisiyle haberdar etmesine rağmen ona yalan konuştum.Bendesine yalan konuşdum… - Ne etdin? - Her sabah subh çağı 9 öksüze ayrılan 9 buğdaydan birini aldım. 9 öksüzün 8-nin karnı doydu, biriyse aç kaldı. Yüce Allahımın elçisi haber gönderip dedi: Yapma! Dedi yalan konuşma! Konuşdum!Utanmadan da “makyajlandım”, “maskelendim”, “doğal” güzelliği bırakıp “yapay”güzellikle rahatlık aradım. Aradığım az değilmiş gibi çevremdekilerle övündüm. Zahmetsiz işlerimle söz verip emel etmedim. Dedim ki komşulara size de bir gün zahmetsiz işlerimi öğreteceğim. Onun söylediklerini dinlemedim, kulak ardına vurdum... - Ne dedi? - Dedi herama el uzatdığın az değilmiş, bir də yalan konuşuyorsun. - Sonra ne oldu ?- Bir sabah subh çağı günəş doğmamışdan önce uyandıkta 9 kimsesiz öksüze ayrılan 9 buğday sayısı yine eksik gelmişdi. Yine o bir taneni erkenden uçarak çalmışdım ki, rahatlıkla yiyeyim. Bu sefer buğday tanesi boğazımda kalmışdı.- deyip boğazını göstererek devam etdi:-Sonra beni yüce Allah cəzalandırdı. O günden bu yana gün batımından Subh ezanı okuyana kadar kırtlağımda kalan o buğday tanesi titriyor ve benden “ya hak” səsi geliyor. Onun için o günden bana “HAK” kuşu diyorlar. Ben yalan konuşdum, aldatdım- bu az değilmiş gibi, “yapay” yollara el uzatarak “makyajlandım” ve öksüzün yemeği olan o buğday tanesi boğazımda bir ömür boyu kalacak. O öksüzün ahını sonunda dinledi. Bendesine zamanında defalarca olacaklardan haberdar etdi. Bu “ya hak” sesiyle ben, insanlara seslenmeye mahkumum. Görün ki, geceye uykusuz, güneşe hasret koydu beni. - Samimi kalpden pişmansanmı? - Pişmanım. Çare nedir? Hayatımın azabını öbür dünyada değil, bu dünyada hesabını vererek yaşayıp “makyajlanıp” yalan konuşmayın sözümle emelimin örtüşmemesinin hesabını ödüyorum, ölümümü bekleyip bu fani dünyadan göç edip gideceğim günü bekliyorum. Kaş ki insanlar benim etdiğimi etmeseler- o göz yaşlarını akıtarak konuşuyo, bense dikkatle dinliyordum. Ona sözleriyle emelleri örtüşmeyen birisinin sonunu sormak istedikde, subh çağının mukaddes azanı duyuluyordu artık... O sabahakadar ağlamakdan ve “ya hak” sesi çıkarmaktan yorulmuşdu. Kıpkırmızı gözlerinin kapaklarını yumarak “benim gibi olacak” diyerek başını göz yaşlarından göl olmuş eziyetiyle ağac kırıntılarından tokuduğu sebetinin duvarına atarak uyudu. Subh azanın sesiyle yavaş-yavaş güneş dağların arkasında çöhresiyle şehre doğru boylanmaya başlıyordu Ona yine sonunu merak etdiğim sorular soruyordum. Sesimi bile artık duymuyordu. Gün çıkanda artık kendisinin dediği gibi güneşe hasret kalıp hor-hor horluyordu…Nedense söyledikleri gerçek oluyordu hak kuşunun... Benze yüzümdeki çöhremle onun işıklarına görmeksizin düz güneşin içerisine bakıyordum. O subhun güneşiydi. Ben günəşin içersindeki güneşi gördüm. … Gördüğüm güneşe bakdıkdaysa yine aklım o “dost”umda kalmışdı. Bir günlük gitdiğim o şehirde temiz kalbimle güneşi görmemin sevincini yaşarken, döndükdeyse yine de fikrim o “dost”umda kalmışdı. Güneşe bakarken Şemsi Təbrizinin bu kelamı “makyajlananlara” yönelik söylediği cümlə aklımdan geçmişdi: “Bil ki, güneşe bakmaya cesareti olmayan gölgede kalmağa, gölgeni işık zan etmeye mahkumdur”. O şehirden ayrılarken o “Hak kuşu”nun hikayesiyle bazı yapay “güzelliklere” sahiplenenleri mükayese ederek neticesini elde etdiğimin insan evlatıl olarak acıyarak görsem de, bir yandan yüzümü güneşe tutarak güneşi görmemin sevincini yaşıyordum. Yüce Allah her kese güneşigörmeyi nasip etsin...Biz güneşi temiz kalbimizle ve vicdanımızla görmeye talip olanlardanız…Ne güzel duygudur doğal olarak erkenden ufuklarda doğan subhun güneşini görmek… Elçin Süleymanov 2015 yılında Azerbaycan Basınında Azerbaycan türkcesinde yayımlanmıştır
banner120

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    banner119
    Hava Durumu
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    E-Gazete
    • Haber-Sistemi - 10 Ağustos 2011Manşeti
    Karikatür
    • Twiit
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv